Verimlilik ve İyilik Hali

Kendi Dalına Düşman Çiçeklerin Ülkesi: Türkiye

Merhaba Dijital Hemşire okuyucuları,

21 günlük bedelli askerlik görevimi yerine getirirken sizlerden uzakta kaldım.

Bugün itibari ile bu uzaklık bitti. Ve askerlik süresince gözlemlediğim bir çok anektodu bu yazımda sizlerle paylaşacağım. Anektodlarım sizin daha FARKINDA bir hayat yaşamanızı sağlamak amaçlıdır.

Bu yazım sadece erkekler için değil, aynı zamanda hayatını daha iyi hale getirmek isteyen kadınlar içindir.

Umarım faydalı olur.

**

Askerlik ile ilk temasımı 2009 yılında deniz astsubaylığı için başvurduğumda kurdum. Orada aldığım eğitimin ve içine girdiğimin ortamın farklı olacağını taa o zamanlar anlamıştım. Fakat sağlığım buna el vermedi. Cilt rahatsızlığım yüzünden bırakmak zorunda kaldım. Şimdi iyi ki bırakmışım diyorum.

Belki bırakmasaydım, nasıl bir hayat yaşardım kimbilir..

Sonra 10 yıl boyunca askerlik ile temasımı eğitim durumumdan dolayı erteledim.

2009 yılında 18 ay olan askerlik 2019 yılında 6 aya düştü. Bu arada bize de bedelli askerlik yolu göründü. Başvurdum. Devletin kısa mesaj ile nereye gideceğimi ve hangi gün katılacağımı bildirdiğinde o duyguyu tam hissedememiştim.

Kurban bayramı sonu Kırklareli Piyade Alayına katıldım.

Nizamiye kapısından girdikten ve kapıyı kapattıklarında arkama döndüğümde kısa mesajla hissedemediğim o farklı duyguyu hissettim.

Artık uzaktan gördüğüm yoldan geçen sivil bir araçta olan kişinin özgürlüğüne hasret kalacağımı hiç düşünmemiştim.

**

Birliğe ülkenin bir çok yerinden farklı kişiliğe ve görüşe sahip kişilerin katıldığını gördüm. Zamanla tanıştık. Herkes farklı bir romanın kahramanı gibiydi..

**

Askeriyede mantık olmaz, aranmaz derler.

Aslında çok büyük bir yanılgı. Askeriyede kendi içinde mantıklı bir yapısı vardır. Sizin sosyal yaşamınız askeri yaşamdan etkilenmediği için bunu hiç anlamadınız. Ta ki askeriyenin sistemine maruz kalıncaya kadar.

Çoğu kişinin mantıksız dediği şeylerin mantıklı olduğunu özünü araştırınca anlıyor ve görüyorsunuz.

Askerliği içselleştirmemiş kişilerin bir işi yaptırırken neden yaptırdığını, niçin yaptırdığını kendisi bile bilmediği halde yaptırıyor olması bu durumu çok fazla suistimal ettirmiş. Yetişkin eğitiminden anlamayan birinin elinde sadece emir gücü olması ile neler yapabileceğini askeriyede görme şansınız yüksek oluyor.

Yani yetkinlikler ile donatılmamış güç kişilere ve sistemlere işlese dahi zarar verebiliyor.

**

Askeri ortamlarda çok fazla küfürlü konuşulduğunu duymuş veya görmüşsünüzdür. Bende duymuş ve görmüştüm. Fakat 10 yıllık bir aradan sonra aldığım eğitim, bulunduğum ortam beni farklı bir yapıya büründürmüş ve neredeyse hiç küfür etmeyen biri haline gelmişim. Onu askeride fark ettim.

Orada tanıştığım insanlar ortama çok çabuk ayak uydurdular.  Birbirlerine bile çok kısa sürede küfürlü konuşmaya başladıklarına şahit oldum.

Bu arada taburumuz neredeyse 300 kişilik %95’den fazlası üniversite mezunu olan bir gruptu. İçimizde avukatlar, doktorlar, mühendisler, hemşireler, akademisyenler, şirket sahipleri, orta ve üst düzey yöneticiler vs vardı. Yani dışarıda birbirini gördüklerinde beyefendi diyecek kişiler burada çok kısa sürede küfürleşerek konuşmaya başlamışlardı.

Sanırım beynin korteks bölgesi, limbik sisteme yenik düşmüştü!

Bu anektotta çevrenin bir ilerisi olan bağlamın kişinin davranışlarını nasıl aniden değiştirdiğine çok güzel bir örnek olduğunu görüyoruz. Yani bizi var eden çevremiz, bağlamamımız.. Senin kontrol edemediklerin..

Epigenetik diye bir alan var. Yani çevren genini değiştirebilir..

Askeri kurallarda ise küfür etmenin yasak olduğunu bilmenizi isterim. 🙂

**

Diğer bir gözlemim ise birilerinin hep bir arazi olma durumunda olması..

Bence bu durum ülkemizin genlerinde var.

Neden mi?

  • Eğitim hayatınızı düşünün, kopya çekmeyen kaç arkadaşınız vardı?
  • İş yerinizi düşündüğünüzde işini doğru yapmayan, savsaklayan, başkasına yaptırmak isteyen şuana kadar kaç kişi ile karşılaştınız?
  • Etrafınıza baktığınızda verilen görevi hakkıyla yapan kaç kişiyi görüyorsunuz?

Bu soruların cevaplarını az çok tahmin edebiliyorum.

Aynı olguyu askeriyede de görmek mümkün..

Askeriyede birçok nedenden dolayı erlere görevler verilir. Bize de görevler verildi. Yerine getirmek amaçlı sağlığımız elverdiği ölçüde elimizden geleni yaptık.

Arazi olmaya olmaya ve kaytarmaya çalışan kişileri gördükçe ve bunu başardıkça da kişilerin gözlerinde bir bakış beliriyor. Görevi hakkı ile yapanlara enayi yakıştırması bakışı..

Askeriyede buddy (badi), tim, manga, takım, bölük, tabur , alay, tugay, tümen, kolordu, ordu vs gibi teşkilat yapısını oluşturan oluşumlar vardır. Bu oluşumlar bir bütün halinde olmak zorundadır. Ve bir bütün tüm parçaların sorumluluklarını taşıdığı gibi her parça da bütüne karşı kendi sorumluluklarını taşımak zorundadır.

Burada en alt birimin üzerinde duracağım.

Buddy..

Belki Hababam Sınıfı’nda ki Badi Ekrem’den aklınıza gelebilir.

Buddy‘nin anlamı can dostu demektir.

Bu kelimenin anlamını bile bilmeden buddy buddy diye dolaşıp birbirine küfür eden ve kendi sorumluluğunu buddy’sine yaptırmaya çalışan kişileri gördüm.

İnsan can dostum dediği kişiye küfür eder mi, ona kendi sorumluluğunu yükler mi?

Yapıyor işte..

Bu anektoddan çıkardığım; kişilerin görünen yüzleri ile görünmeyen yüzlerinin, ifade ettiği niyetleri ile ifade etmediği niyetlerinin farklı olduğuydu. Yani her insanın iki yüzü vardı. Bazen çok fazla sıklıkla o meskeler arası geçiş yapıyordu ki bir süre sonra hangi maskede olduğunu bile unutuyordu.

**

Topraklarımız Mevlana’sı ile hosgörüyü,

Yunus Emre’si ile sevgiyi aşılarken,

İki kıtayı birbirine bağlayabilen bir ülke olarak

Kendimizi bir toplum haline getirecek bağlantıyı hiç bir zaman kuramadık..

Hep kendi dalına düşman bir çiçek misali kendi buyruğumuza yaşıyoruz..

Bunun için akşam haberlerinde şiddet haberlerini görüyoruz.

Kadına şiddet uyguluyoruz. Her gün bir kadını vuruyoruz. ‘Niçin vurdun’ diye sorduklarında ‘sevdiğimden, benimle olmak istemedi, beni reddetti vs’ gibi bahanelere sığınıyoruz.

Çevrenizi düşünün ailecek konuşmadığınız illa bir yakınınız vardır. Amca, kardeş vs.

Bir de kendinizi düşünün..

Yok mu bu şekilde davranışlarınız, davranışlarımız..

Peki anlam verebiliyor muyuz? Elle tutulur sağlam argümanlarımız var mı? Hakkı ile o davranışımızı savunabiliyor muyuz?

Çok büyük bir çoğunluğunun ‘Hayır’ cevabını vereceğine eminim..

Çünkü biz bir toplum olamadık. Bizim bir toplum olmamızı isteyenler de yok zaten.

Biz topluluklar halinde yaşayan insanlar yığınıyız.

Toplum olmak için sıvasının hoşgörü ve sevgi olduğu bir kültür oluşturmak gerekli..

Önce kendini sev, kendine hosgörülü davran kardeşim..

Yazar Hakkında

Araş. Gör. Taner ONAY

Dijital Hemşire - Kurucu ve Genel Yayın Yönetmeni

Eğitim:
Lisans - ÇOMÜ / Hemşirelik
Lisans - Anadolu Üniversitesi / Halkla İlişkiler ve Reklamcılık
Yüksek Lisans - KOÇ Üniversitesi / Hemşirelik
Doktora - Marmara Üniversitesi / Tıp Eğitimi

İş Deneyimi:
Amerikan Hastanesi
Koç Üniversitesi Hastanesi

Akademik Deneyimi:
İstinye Üniversitesi Hemşirelik Bölümü - Öğretim Görevlisi
Fenerbahçe Üniversitesi Hemşirelik - Araştırma Görevlisi

Yazı ile ilgili düşünceni belirt

Yorum