EĞİTİM

İdealimdeki Hemşirelik

13 Mayıs Hemşirelik Haftası Sempozyumu için hazırlamış olduğum konuşma bir anı olarak burada dursun. Düşüncelerin olumluya yaklaşarak artması ümidiyle.

“ Meslek edinme süreci ve bu süreci aşana dek geçilen yollar bir hayli çetrefilli, verilen emek ise çok büyük. Hele ki insan hayatının en ince çizgilerinde gezinen bir meslekse bu. İşte hemşirelik böyle bir şey. Dikkatin, bilgi yükünün, sevginin ve içten gelen gayretin meslek erbabının içinde bulunduğu koşullara bağlı olmaksızın, en üst seviyede olması gereken meslek olarak tanımlayabilirim hemşireliği. Hemşirelik kendi içinde bilim ve sanatın bir sentezidir bu yüzden. Devinim halinde olmayı asla bırakmaması gereken, araştıran, sorgulayan, çözümleyen ve benim gözümde en önemli özelliği ise;dayanağı olan bilgi yükü ve icra ediliş şeklinden ötürü sağlıkta sorunların kaynağına inmeyi sağlayan, sorunun nerede olduğu konusunda yol gösteren yegâne meslek. Hemşirelik tam da bu noktada bilimselliğin doruklarına ulaşma becerisini içinde barındıran bir bilimdir. Hemşirelik sanattır evet bir sanattır, çünkü sadece bakmayı değil bakınca görmeyi, sadece teması değil temas ederken hissetmeyi, sadece duymayı değilalgılamayı sadece koklamayı değil tecrübelerine dayanarak tanımlamayı,üretmeyi içinde barındırır. Bu karmaşık gidişatta bilim ve sanatın bir harmanıdır bu yüzden.

Benim tabirim ve idealimdeki ile hemşire şifa sanatçısıdır, bir şifacıdır.

Çocuklukta sıkça karşılaştığımız sorulardan birisidir; “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?”. İster doktor, ister pilot ister başka bir şey diyelim; o çocukluk masumiyetindeki isteğin temelinde tek bir gerçek yatar; dünyayı daha iyi bir hale getirmek. İnsanları bir şekilde daha mutlu görmek, iyileştirmek, bunu başarma hissine sahip olmak. Aslında meslek ideali denilen kavram tam da o çağlarda başlıyor. Bu anlamda eğer bir gün hemşire olacağımızı bilsek ve aklımızdaki hemşireliği betimleyebilseydik eğer, anlatmak istediğimiz; gece uyurken hiç bir çocuğun annesinin öpücüğünden ve sevdiği ayıcığından yalnız kalmayarak uyuması olurdu,aslında yine “Dünyayı daha iyi bir hale getirmek” idealimizin asıl yüzü olurdu, tıpkı şuan mesleğin tüm zorluklarına, tüm meşakkatine rağmen.

Hemşirelerle hatırlayabilecek yaşlara geldikten sonraki ilk karşılaşmam 11 yaşında gerçekleşti. Onlar hakkında ilk izlenimlerim, her sorunu çözebileceğine inandığım, hayranlık duyduğum güler yüzlü ancak ne kadar çok yorulduklarına şahit olduğum birer iyilik meleği olduklarıydı. Şimdilerde detayını hatırlayamayacağım sebeplerden dolayı ise yanına yaklaşmak istemediklerim de oldu elbet. Ancak hemşirelik merak edip araştırdığımda bulduğum elinde ışık tutan şifa saçan Florence Nightingale’i ile, bir şekilde faydalı olmaya çalışan, insanları kırmayan mizaçlarıyla aklımda ve gönlümde tertemiz bir köşeye oturmuştu artık.

Üniversiteye geçiş sürecinde “hemşirelik” kavramının pratikteki tanımı ile daha çok tanışmış, “Bir hemşire aslında nasıl olmalı/nasıl olmamalı?” gibi soruların cevapları yavaş yavaş aklımda temellenmeye başlamıştı. Bütün bu düşüncelerin sonucu olarak ben bu mesleği hakkıyla yapabilirim diyerek kendimi bölümümde buldum. Henüz hazırlık okuyorken bile (eminim sizlerden de karşılaşanlar vardır) iki dakikalık karşılaşmada muhabbet ettiğimiz insanlar araya muhakkak hastalık soruları sıkıştırmaya başlamışlardı. Farklı bölümlerde okuyan sınıf arkadaşımız, öğrenci yurdunun güvenlik görevlisi, kapı komşumuz, Fatih bakkaldaki Müfit Amca… O dönemlerde ard arda “ehh şey, ben daha hazırlıktayım ablacım öğrenmedik biz bunları” cevaplarından sıkılmaya başlayınca Google anaya yönelmeye başladık, şöyle ki: “ yanlarımda batma var, enter”🙂 Tabii ki de arama  motoruna davranma refleksi bireysel olarak hemşireliğin araştırmacı yönünden bir parmak bal çalmak gibiydi sadece, biraz da işin esprisi.

Ancak hemşirelik ya da sağlık personeli olmak, elektronik bir düzeneğin anonim şekilde size yansıttığı bilgilerle yola çıkmak asla değildir. Bu, yer aldığımız stajlar, geçmiş deneyimler ve okulda hocalarımızla yaptığımız pratik/teorik kıyaslaması neticesinde tam olarak özümsediğim bir olgu oldu.

Peki teorik ve pratik bilgi 3. sınıftaki bir öğrenci hemşirenin kafasında nedir, neye benziyor kısmına da değinecek olursam; bir vakayı incelerken öylesine arka planda bir bilgi birikimi olmadan bakarsanız, sadece bakmakla kalırsınız. Vakanın gerçek yüzünü öylece baktığınız yerden “uzak bir noktaya” benzetirsem, teorik bilgi o uzak noktayı net olarak görmeniz için bir dürbün görevi görür. O dürbünden bakınca net olarak gördükleriniz de pratiğin ta kendisidir. Üç senede hemşirelik eğitiminin öğrettiği ve değiştirdiği en önemli nokta bu demem doğru olacaktır.

Peki eğitim sürecinde başka neler hissetti bir 3. sınıf öğrencisi? Ders çalışırken üzülmeyi gördü.Hayır hayır, ders çalıştığı için değil. Ne yazık ki dersin ta kendisi için. Zira öğrendiğimiz, zihnimizle deştiğimiz bilgiler bir insan yaşamını başlangıçtan sona götüren yolun ta kendisinden geçiyor. Fakat aynı zamanda hayatın ta kendisini öğretiyor. Hemşire olarak ne kadar çok durum arasında organize olmamız gerektiğini, ne kadar çok dikkatli olmamız gerektiğini, dikkatin dağılma lüksünün olmadığını, bütüncül ve etik yaklaşımın bu piramitte temel noktayı oluşturduğunu, bütün bunlar ışığında mesleğimize her yönüyle sahip çıkmamız gerektiğini. Geçen seneki stajlarımızdan birinde Sayın Hocam bize şöyle demişti “Hemşireler yapması gerekenlere sahip çıkamadıkları için, yeni meslekler doğuruyoruz.” Bu cümle beni çok etkilemiştir. O zamandan beri üzerine hala düşünmekte ve her defasında staj ortamında gördüklerime bakınca “evet gerçekten tam da böyle” diyerek hak vermekteyim. İnsanlarla birlikte, her çeşit insanla, birebir, her yönüyle muhattap olduğunuz bir meslekte mesleğin bütün gerekliliklerine sahip çıkmak. Bu noktadan bakınca ekip çalışmasının değerini bir kez daha anlıyorum. Bu da gerçekten ciddi bir mesleki sevgi gerektiriyor. Şüphesiz ki insan icra ettiği mesleği sevmeli ama hemşirelik heyecanı bitmemesi gereken derin bir sevgiyi gerektirdiğini hissediyorum.

Hayata sanat katmak hemşireliğe bakış açısını nasıl etkiler? Hayata sanat katmak duyguları şiddetli yaşamaktır biraz, çokça da benlik duygusunu öteye atarak ürettiğin ya da yorumladıklarınla, bakınca gördüklerinle var olduğunu hissetmektir. Duyguları şiddetli yaşamak kavramı, hemşireliğin getirdiği iki önemli bakış açısı (birisi bilimsellik, diğeri etik) ile terbiye edildiğinde ortaya hümanizmi çıkarıyor. Bunu en iyi şekliyle pratiğe dökmek sabır ve dikkat gerektiriyor. Sabır gerektiriyor tıpkı bir sanat ürününü ortaya koymak ya da ortaya konmuş bir ürünü anlamak, yorumlamak için gerektiği gibi. Çünkü insan bedeni müthiş bir eser gibi bana kalırsa, anatomisi ve fizyolojisinde barındırdığı her detay her sistemi incelemek, bir sanat eserini inceleme hazzını yaşatıyor ve dolayısıyla o işleyişe o esere zarar gelmesini istemiyoruz. Dikkat gerektiriyor çünkü o bedenin geçtiği her süreci yorumlayarak o süreçten iyilik hali üretme çabası hemşirelik sanatının bir parçası. Bu yüzden sevgili arkadaşlarım, meslektaşlarım, insan sevgisi dokunan yüreklerinizle ve ellerinizle sanat yaptığınızı asla unutmayın.

Gelecekten beklentim sağlık sağlık sağlık. Hayatta daha önemli bir şey olmadığını hemşirelik eğitimi bana bir kez daha öğretti. Bu yüzden idealimdeki hemşirenin her şeyden önce değer verdiği şey sağlıklı olmak olmalı ve var olan sağlığı korumaya, önlemeye kendini adamalı. Hemşirenin eğitimci rolünün bu durumda ne kadar değerli olduğunu da anlamış oluyoruz böylece. Güçlü bir toplumsal sağlık duygusu alanı ne olursa olsun her hemşirenin temel değerlerinden birisi olmalıdır. İdeal hemşire bencillik ve sabırsızlık gibi aslında mesleği konumu ne olursa olsun her insan için yanlış olan iki karakter özelliğinde uzak olmalıdır. Bu sayede idealimdeki hemşire çok iyi bir ekip üyesi olacaktır çünkü sağlık bir ekip işidir, keşke dünyada bunca hastalık bunca acı olmasaydı da, bir iki insan ile çözebilseydik sağlık meselelerini ama dünya ne yazık ki böyle değil ve bir çok yönden global gidişat ve eğitimsizlik sağlığımızı tehdit altına almakta. Bu yüzden güçlü bir birlik ve ekip sağlıklı insanın, sağlıklı dünyanın değişmez koşuludur.”

Yazar Hakkında

Ece İslamoğlu

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hemşirelik Bölümü
İstanbul Üniversitesi AUZEF Sosyoloji Bölümü

Yazı ile ilgili düşünceni belirt