EĞİTİM

Hemşireler İçin Verimli Kitap Okuma Taktikleri

Merhaba arkadaşlar,

Yakın bir zamanda sosyal ağlardan ve bireysel görüşmelerimde hemşirelik bölümü öğrencilerinden ve hemşirelerden ‘kitap okuyamıyorum, nasıl kitap okurum’ gibi söylemlere maruz kalıyorum. Bu yazımı bu söylemlerin geneline cevap olması ve en azından bireysel çözümlerimle katkı sağlamak amaçlı yazıyorum. Umarım faydası olur..

Ülkemizde kitap okuma konusunda büyük bir sorun olduğunu biliyoruz. Hatta kitap okuma boş zamanları değerlendirme faaliyeti olarak görülüyor. Bu düşünce kalıbı ile ülkemizde kitap okuma oranını ne yazık ki arttıramayız. Bu nedenle kalabalıktan sıyrılma adına bireysel olarak kendimizi farklı kılmak amaçlı çözümler bulabiliriz.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; kitap okumak bir kültürdür. Bu kültüre sahip olmanız için bir sürece ihtiyacınız var. Bu nedenle kısa sürede değişiklik ve alışkanlık kazanmayı beklemeyin. Sabırlı olmasını bilin.

Günümüzde sabırlı olmak adına bir kaç kelam etmek isterim.

Bence günümüzün en büyük sorunu bu. Çünkü günümüzde dikkatinizi o kadar dağıtıcı değişken var ki onları kontrol etmek diğer bir değişle sabırla yaptığınız işi sürdürmek çok zor. Bu konuda yapılması gereken sabır eşiğinizi yükseltmek olmalıdır. Bunun için yazının devamında taktiklerimiz var.

Burada vereceğim her öneriyi hayatımda uyguluyorum. Çok fazla verim aldığımı söyleyebilirim. Günde yaklaşık ortalama 6-7 saat okuma yapıyorum. Çok fazla gelmiş olabilir. Hayatımı o kadar optimize ettim ki her yeri okuma alanına çevirdim. Tuvaletler dahil..

Çünkü okumanın en düşük maliyetle DENEYİM EMME alanı olduğunu gördüm.

Maddelere geçmeden önce sizin kitap okumanız için iki teoriden bahsetmek istiyorum. Bu teori kendi kendine öğrenme yaklaşımının üzerine temellenmiştir. Yani öncelikle hayatınız üzerine bireysel söz sahibi olmanız gerekmektedir. Diğer bir değişle odağınızın içeride olması gerekir. Odağınız dışarıdaysa zaten okuma durumunuzu engelleyen bahaneler üretme potansiyeliniz yüksektir. Kitap okuma alanında odağı dışarıda olan birinin söyleyecekleri şunlar olabiliyor: ‘Kitaplar ilgimi çekmiyor, sevdiğim kitabı bulamadım, kitaplar çok uzun, kitap okumaya zamanım yok vs’ Böyle söyleyen birinin ne yaparsa yapsın önce odağını içeriye alması gerekir. Yoksa ne yaparsanız yapın odağı dışarıda olduğu için kitap okumaya başlaması zordur. Başlasa bile sürdürmesi imkansızdır. Ancak dışarıdan ödül mekenizması vs gibi uyarılarla bu yapılabilir.

1. Kitap Okumak İçin Motivasyonum Yok

Bunu diyen çok fazla hemşirelik öğrencisi ve hemşire var. Bu motivasyon kavramı üzerine çok fazla çalışılıyor. Bence de değerli bir alan. Bunu kitap okumaya uyarlarsak karşımıza HEDEF – DEĞER – BEKLENTİ ÜÇGENİ’nin çıktığını görürüz. Bu üçgen der ki;

Motivasyonu anlamada merkezi olan iki önemli kavram bulunmaktadır. Bunlar;

  • Bir hedefin öznel değeri
  • Bu hedefe başarılı bir şekilde ulaşma beklentileridir.

Bu üçgene göre kitap okumaya motivasyonunuz yoksa ya kitap okumaya değer vermiyorsunuzdur ya da kitap okumaktan gelecek bir beklentiniz yoktur. Bu nedenle motivasyonunuz oluşmamaktadır. Motivasyonunuz oluşmadığı için amaca yönelik davranışınız oluşmaz. Ve öğrenme/performans ortaya çıkmaz. Burada çözüm olarak kitap okumaya verdiğiniz değerleri ve kitap okumaktan beklediğiniz beklentileri bir kağıda yazmanızı istiyorum. Yazdığınızda zaten elle tutulur bir nedeniniz yoksa kitap okumayacağınıza garanti verebilirim. Çünkü yetişkinler ihtiyacı olan şeyi öğrenmeye meyillidirler. Bu diğer bir değişle bekletiniz var ise yapacağınız anlamına gelir. Lisans eğitimini neden aldınız çünkü iş bulma beklentiniz vardı. bu kadar net.

Benim için kitap okumanın değeri yüksek ve beklentilerimi her seferinde kitap okuyarak karşıladığım için kitap okumanın değeri o oranda artıyor. Bu ikisi bende kitap okumaya karşı motivasyon yaratıyor. Bu motivasyon ise dikkat dağınıklığına izin vermiyor. Bazı günler o kadar kitap okumaya daldığım oluyor ki sabahladığım çok olmuştur.

Şimdi ise bir diğer teoriye bakalım.

2. Kitap Okumak İstiyorum Fakat Çevre/Ortam Uygun Değil

Bu odağı dışta olan arkadaşlardan en fazla duyduğum bahane diyebilirim. Aslında bunu duyunca üzülüyorum. Neden mi? Çünkü bu hayatın akışına bırakmış ve kontrolün kendisinde olmadığını düşünen, genellikle her seferde dış mihrakları suçlayan bir kişilik yapısı içinde hep bir arayışta olan kişiyi canlandırıyor gözümde. Kişi bu durumun farkında olmadığı için de çıkış bulamadığı için genellikle depresif takılarak etrafına olumsuz enerji saçmaktadır.

Burada kitap okumayan, okuyamayan hemşirelik öğrencileri ve hemşireler için birçok senaryo çizebiliriz.

Birinci teoride bahsettiğimiz bireysel olarak kitap okumanın değerinin kişide bir şekilde olduğunu varsayalım. Ve kişi kitap okumak için çabalıyor. Hadi, bunu gözümüzde canlandıralım.

Bir hemşirelik öğrencisi için kitap okumak için her fırsatı kolluyor (etkinliği yüksek) ve kitap okumayı da geleceği için değerli görüyor. Bu hemşirelik öğrencisini çevresi desteklemez ise muhalif/meydan okuyan duygusunu harekete geçirerek daha fazla çabalamaya çalışır. Aslında öğrenci ‘Size göstereceğim, kitap okuyarak kendimi nasıl geliştireceğim vs’ bu duygu onu daha fazla motive olmasını sağlar. Aslında bu kişinin yapması gereken çevresinin kontrolünün kendisinde olduğunun farkına varmasıdır. Odağı içeri alarak burada ciddi kararlar verdiğinde kişi bu zor durumdan aniden motive alana kayabiliyor. Motive olduğu akış alanına girmesi ile zaten önündeki engeller aşılıyor.

Burada günümüzde kitap okumak için çevresel engelleyici bir durum çok fazla göremiyorum. Tabi bazı rektörlerin, dekanların eğitimli insanları itip, kaktığı bir dünyada yaşıyoruz. Cahilliğin ön plana çıkarıldığı bir ortamda bu engelleyici gibi görünebilir. Burada yapmanız gereken kendinize bireysel bir gelişim koridoru açmanızdır. Çünkü değişimi ancak bireysel değişerek başlatabilirsiniz.

Şimdi diğer maddelere devam edelim..

3. Yanınızda Her Zaman Kitap Taşıyın

Bu madde çok önemli. Bu kadar basit olan bir madde kitap okuma alışkanlığı konusunda çok fazla etkili olabiliyor.

Ben her zaman yanımda bir kitap taşırım. Fiziksel kitabım yoksa ya tabletim vardır ya da telefonum. Onların sayesinde dijital ortamda tükettiğim okuma materyalinin haddi hesabı yok. Mesela bugünümü anlatayım. Yani bu yazıyı yazdığım günü..

Buraya kendim ile ilgili ‘Beni ben yapan şeyler’ adlı bir yazımı iliştiriyorum. Sizlere fikir verebilir.

Taner Onay: Beni Ben Yapan Şeyler..

Sabah telefonum ile işe gelirken 3 makale okudum. Gün içinde yoğunluktan dolayı 1 makale daha okuyabildim. Bugün biraz yoğundu.. 🙂 Eve giderken ise 3 makale daha okudum. Bu aslında çok basit. Fiziksel bir ortamda okuma materyaliniz var ise PDF formatında her zaman yanınızda taşıyabilirsiniz.

Kitap okuma alışkanlığı kazanmak isterseniz önce bir kitabınız olsun 🙂 Ve onu okumasanız da yanınızda taşıyın. Çünkü illa biri kitabı görüp konusunu vs soracaktır. Okumadım demeye bir yerden sonra yüzünüz olmayacağından kendinizi okumaya zorlayabilirsiniz.

4. Kitaba Verecek Param Yok / Kitaba Verilen Paraya Üzülüyorum

Bu madde için ne diyeyim bilmiyorum. Abicim, ablacım sen hiç 20 liranı aylık kitaba veremeyecek durumda mısın? Böyle durumdaysan git belediyelerin ücretsiz kütüphanelerine, oradan kitap edin. Hadi üniversitede hemşirelik bölümü okuyan öğrencilere diyecek bir sözüm yok. Kütüphaneleriniz var.. Oradan edinin. Hemşireler için ise hastanenizde kütüphane oluşmasını sağlayın. Bu konuda bir proje başlatın. Bir üniversitenin kütüphanesi ile yönetiminizin işbirliği yapmasını sağlayın. İsteyince çözüm bulunur. Daha da olmuyorsa ayda bir bardak StarBucks kahvesi içmeyin. Ona vereceğiniz para ile bir kişinin 40-50 yıllık deneyimini emin..

5. Nereden Başlayacağımı Bilmiyorum

Bu konuda en önemli önerim. İlgi alanındaki kitaplardan başla olacaktır. Ben kolay kolay roman okuyamıyorum. Önemsiz gördüğümden değil, daha fazla verimlilik, üretkenlik, eğitim, yönetim, reklamcılık, teoriler, felsefe vs vs tarzda okuyorum. Çünkü bunları günlük ve akademik hayatımın içerisinde kullanabiliyorum.

Kuranı Kerim’in ilk ayeti de ‘OKU’.

Şunu oku, bunu oku demiyor değil mi?

O zaman sizde ne görürseniz ve vaktiniz yere yetiyorsa onu okuyun.

6. Kitap Okurken Notlar Alın

Diğer bir önemli madde.

Her zaman bir not defteriniz olsun. Çünkü fikrin ne zaman geleceği belli olmuyor.

Kitap üzerine notlar alın. Notlarınızı yorumlarınız ile süsleyin. Oradaki ifadelere katılıyorsanız neden katıldığınızı, katılmıyorsanız neden katılmadığınızı yazın. Bunlar zamanla birikerek sizi farklı bir yapıya sürükleyecektir.

Ben not alırken son zamanlarda güzel bir uygulamaya geçtim. Size onu anlatayım. Bengü adında Bağcılar Eğitim Araştırma Hastanesi’nde çalışan hemşire arkadaşım ile konuşurken, elinde eskilerde kullandığım 4 farklı renge sahip kalemi elinde gördüm.  Aşağıda görselini görebilirsiniz. Kalemi zorla kendime hediye ettirdim 🙂 Az renk olması sayesinde her renge bir anlam verdim.

Kırmızı Renk: Takılmadığım ifadeler

Mavi Renk: Katıldığım ifadeler

Siyah Renk: Kararsız kaldığım ifadeler

Yeşil (fosforlu) Renk ise: ‘Ya bu adam ne demek istemiş’ yani anlam çıkaramadığım ifadeleri temsil ediyor.

Çok kullanışlı bir sistem. İkinci kez üzerinden geçtiğim güzel kitapların üzerine bu sistemde dönmek çok daha verimli oluyor.

7. Günlük Kitap Okuma Süresi Tanımlayın ve Her Gün Uyun

Kimse size kitap okumak için fırsat vermeyecek. Bunu bilin. Siz kendinize kitap okuma zamanı yaratabilirsiniz. Bunu gününüzün vazgeçilmezi ve prensibi olarak belirleyin. Diğer bir değişle boş zamanlarınızda kitap okumayın. Kitap okumak için zaman ayırın.

Türkiye’de internette günlük ortalama 7 saat 15 dakika geçiren bir kişi bence günlük en az yarım saatini hatta bir saatini kitap okumaya ayırabilir. Burada bahaneleri kabul etmiyorum.

Bu yazımı bir söz ve bir filmden kesit ile bitireceğim.

Söz Alvin Tofler’e ait. Diyor ki; “21. YÜZYIL CAHİLLERİ, OKUMA YAZMA BİLMEYENLER DEĞİL, YANLIŞ ÖĞRENDİKLERİNİ UNUTAMAYAN, YENİDEN ÖĞRENMEYE, DEĞİŞİME VE DÖNÜŞÜME AÇIK OLMAYANLAR OLACAKTIR!”

Ne kadar net değil mi?

İşte burada üniversite bitirmiş 21. yüzyıl cahillerinden bahsediyor.

Film ise 1989 yılında çekilmiş ve başrolünde Robin Williams’ın oynadığı ‘Ölü Ozanlar Derneği’ filmidir.

Bir sahnesinde Robin Williams (filmdeki adı John Keating) ile öğrencisi arasında şöyle bir diyalog geçer.

Keating: Kitap okuyor musunuz Bay Anderson?

Öğrenci: Okumuyorum, eksikliğini de hissetmiyorum!

Keating: Ama biz hissediyoruz!

Hemşirelik camiası olarak biz kitap okumamanızın eksikliğini hissediyoruz arkadaşlar.. Ve bunun yarattığı sorunları derinden yaşıyoruz. Bu eksikliği hissedip tamamlamaya çalışmazsanız hissetmeye de devam edeceğiz.

İngiliz bir bürokratın bir sözü var. Aklıma gelmişken burada değinmek istiyorum.

İngiliz büreorat; ‘Türkiye’nin geleceği parlaktır. Ama bugünü hiç parlamayacaktır’ der. Hemşirelik camiasının durumunu da buna benzetiyorum. Geleceğimiz parlak ama bugünümüz ne yazık ki parlak değil.

Not: Çizimler Taner Onay’a aittir. 

Yazar Hakkında

Araş. Gör. Taner ONAY

Dijital Hemşire - Kurucu ve Genel Yayın Yönetmeni

Eğitim:
Lisans - ÇOMÜ / Hemşirelik
Lisans - Anadolu Üniversitesi / Halkla İlişkiler ve Reklamcılık
Yüksek Lisans - KOÇ Üniversitesi / Hemşirelik
Doktora - Marmara Üniversitesi / Tıp Eğitimi

İş Deneyimi:
Amerikan Hastanesi
Koç Üniversitesi Hastanesi

Akademik Deneyimi:
İstinye Üniversitesi Hemşirelik Bölümü - Öğretim Görevlisi
Fenerbahçe Üniversitesi Hemşirelik - Araştırma Görevlisi

Yazı ile ilgili düşünceni belirt