bahçeşehir escort

buca escort karşıyaka escort

beydağ escort bayan

bodrum escort arnavutköy escort karabük escort

ankara escort

tempobet giriş

mobilbahis

Genel

Görünmeyenin Ardındaki Gerçekler ‘Toplumunda ki Psikiyatrik Vakalar’

İlk yazımda başlı başına toplumsal sorun olan psikiyatrik hastalıkları ve topluma etkisini sizlerle paylaşmak istedim. Belki değineceğim noktalar çoğunuzun bilgisi çerçevesinde ilerleyecektir ama umuyorum ki sizlere az da olsa bir şeyler katabilir. Sağlık dünyasında psikiyatrik bir sorun olarak nitelendirdiğimiz bu konu, güncel ve hayatın içinden bir takım hassasiyetler ile unutulmaması gereken odak noktalarını hatırlamamıza vesile olabilir.

İlk olarak psikiyatrik hastalara toplumsal yaklaşımımız üzerinde durmak istiyorum.

Öyle ki bilsek de bilmesek de psikiyatrik hastalıklar ve hastalar suyun içindeki tuz gibidir.

Bakıldığında içme suyundan farksız ancak tadını damağınızda hissettiğinizde farkındalığını yaşadığınız bir karışımdır.

Çoğu zaman toplumda varlığı görmezden gelinen bu hastalıklar aslında bir kanser hücresi gibi esir aldığı ruhu yavaş yavaş kemirir ve onu hissettirmeden hayatımızdan siler. Öyle ki geriye sadece toplumdan sıyrılan yüzlerce insan ve onların beraberinde götürdükleri kalır. Kaçımız hatırlamaz ki şizofreni hastası bir babanın ailesini katlettiği haberlerini ya da kaçımız unuttu ki minicik çocuklar üzerindeki sapkın davranışların ve pedofilik cinsel sapmaların toplumda bıraktığı derin izleri..

İster tanısı konan şizofreni gibi başlı başına bir hastalık olsun ister antisosyal kişilik bozukluğu gibi kişiliğin sapmaları…

Toplumca yanlış diye nitelendirdiğimiz bu sapmalar aslında göz ardı ettiğimiz hastalıklardır ve bir tümör kadar gerçektir.

Ve doğrusu hayatımızda gün geçtikçe büyüyüp yayılmaktadır. Çoğumuz kınamıyor, öfkelenmiyor muyuz dehşet verici haberleri görünce,  ne işleri var bu kadar rahat sokaklarda diye hayıflanmıyor muyuz?

Ben de Türk toplumundaki klasik düşünceli bireylerdenim aslında. Ama küçükte olsa bir farkım var. Psikiyatrik hastalıkları üst boyutlarda olan insanlardan korkarken bir yandan da onların bir birey olduğunu hatırlamaya özen gösteriyorum. Şimdi bu yazıda buluştuğum sizlerden bir kısmınız hatta haylice fazlanız bana şu soruyu soracak ‘hemen hemen her gün haberlerde gördüğümüz güçlünün güçsüzü, büyük balığın küçük balığı sömürdüğü dünyada sömüren, ezen, hatta katledenler.. Onlar da mı suçsuz?’ yakınışlarınızı duyar gibiyim. Evet, haklısınız onlar suçlu onlar zarar verici. Hatta onlar pek tabi ki profesyonel yardımı alana dek korkulması gereken kısım. Ancak kaçımız düşünüyor bu sapmaların arkasındakilerin bir hastalık olduğunu ve bu hastalıklar henüz başlardayken görmezden gelindiğinde işte bu kadar büyük vahşetlere sebep oluyor. Ve daha da olma potansiyeli yüksek!

İkinci olarak da sizlere yaşadığım ve utanç duyduğum bir olayı paylaşmak istiyorum. Psikiyatri hastaları sadece psikiyatri kliniklerinde ya da herhangi bir yerde gözetim altında değil hatta korkarım ki keşfedilmemiş hastalar keşfedilenlerden bile fazla olabilir. Trafikte sürücü koltuğunda oturan ya da toplu ulaşım aracında yolcu koltuğunda kendi halinde oturan bir vatandaş bile olabilir. Göz göre göre birçok psikiyatri hastası toplumda espri konusu oluyor ve zarar verici olmalarına ortam oluşturuluyor. Nasıl mı? Şahit olduğum olayı sizlerle paylaşayım. Toplu ulaşım kullandığım şehir içi güzergâhımda rutin bir gündeyken birkaç koltuk önümde oturan bir kişi anlaşılmayan sözlü iletişimi, dil bozukluğu ve arada sırada otobüs camına kafa vurma, oyun çocuğu misali el hareketleriyle (silah vb. oyuncak kullanıyormuş gibi) dikkatimi çekti. Dış görünüşüne bakıldığında biraz kirli, kırışık ve bir o kadar da eski gömleği ile pantolonu, toz öbeği bulunan siyah ayakkabıları, saçları kazınmış ve kafa dersinde muhtemelen darbe sonucu olmuş belirgin küçüklü büyüklü yaralar bulunan muhtemelen yirmili yaşlarda bir insan. Tanısını bilmediğim ancak gelişim geriliği gibi akli engel hatta şizofreninin psikotik bulgularının çoğunu gözlemleyebildiğim bir birey oturuyordu. Dediğim gibi tanısını bilmiyorum. Belki daha önce tedavi aldı ve tekrar toplumda..

Belki de kimi kimsesi olmayan hastalığı kimse tarafından önemsenmeyen toplumdan silinmeye aday bir birey..

Her kimse kim içten sinsice ilerleyen bir hastalıkla savaştığı kesindi. Tabi ki beni rahatsız eden böyle bir kimse ile karşılaşmak değildi. Beni rahatsız eden, bireyin yanında oturan ve hemen hemen aynı yaşlarda olan üç erkeğin tutum ve davranışlarıyla kendilerince farklı gördükleri bu yalnız savaşçının eksikleriyle bir hayli eğlenmeleriydi. Belli ki onlara göre bir kişinin paspal üst başla toplumun kullandığı araca binmesi hatta koltuklardan birine oturması, yirmili yaşlarda fizik ile altı yaşlarındaki çocuk davranışlarına sahip olması alaya alınabilecek bir durumdu. Bu insanların penceresinden bakıldığında eksik bir bireyin toplum içinde amiyane tabirle kafaya alınması hatta otobüs camına kafasını vurması karşısında gülünüp eğlenilmesi sanki onu bu davranışı sürdürmeye özendirir bir hal ve tavır içinde bulunulması olağan bir durumdu. Maceralarına durakta ara veren üç genç yerlerinden kalktı, uzak da olsam görebildiğim kadarıyla onların yerine çocuklu bir bayan ile orta yaşlı iki bayan geçti. Yalnız savaşçının misafirleri değişmişti ancak ne yazık ki toplumsal yalnızlığı görebildiğim kadarıyla değişmedi. Bayanların konuşmalarını duyamasam da beden dillerine yansıyan memnuniyetsizlik bir süre sonra sessiz ama derinden bir fiiliyata geçti. Çocuklu bayan elindeki lokum benzeri yiyeceği otururken ulaşabildiği noktada bulunan herkesle paylaştı. Ancak ‘o’ bireyi görmezden geldi, yokmuş gibi davrandı, ikram etmedi. Onu adeta ötekileştirdi. Tam karşısında eliyle uzatsa verebilecek yakınlıktayken- hatta çocuğunu ondan uzak tuttu sanki şeytani bir varlıkmış gibi davrandı. Ve bende tüm bunları uzaktan gözlemledim. Aslında sessizliğin sesi benliğimde o anda taşıdığım hissiyattı. Tüm bu anlattıklarımın can alıcı sebebi bu aslında içimdeki o hissiyat. Kalabalığın içinden eğlence unsuru olarak görülen, hatta görmemezlikten gelinen insan olarak nitelendirilmeye bile hakkı olmayan o yalnız savaşçı ve bir yolculuk kadar kesişen hayatımızda bende bıraktığı düşünceler.

Peki bu olanlara engel olamayışım,  sessiz haykırışımla benliğimde oluşan bir düşünce daha NEDEN engel olamadığım!

Otobüsün kalabalık olması nedeniyle ulaşamamam bir engel miydi? Yoksa yorgun savaşçıya bir ses olmam toplumun görünmez sınırlarını aşar mıydı? Bilemiyorum.  Bir hemşire olarak hele ki psikiyatriye ayrı bir ilgi duyan bir sağlık personeli olarak kınayıcı bakışlarım haricinde ve iç sesimde kalan tepkilerim haricinde bir yardım eli uzatamamak farkındalığımı daha da arttırdı.  Ben, psikiyatri hastalarının görünmez bir farklılıkla yaşadıklarını ve bu farkın farkındalığını keşfetmek, el uzatmak için daha fazla çaba harcamamız gerektiğini ruhumda o anda yaşadım. Ve yaşadıklarımı sizlere bir ufak farkındalık çağrısı niteliğindeki bu yazımla paylaşmayı istedim. Keşke toplum görünmeyenlerin ardındaki gerçekleri görmek için daha hevesli olsa ve keşke zararı dokunmadan tedavi eli uzatılabilse, uzatılabilse ki toplum kazansa toplumsal barışa katkı sağlasa.

Ben artık dışlanan psikiyatri hastalarının yaşadığı dramlara göz yummak istemiyorum! Bir keşke daha demek ve daha da kötüsü yukarıda da ifade ettiğim gibi toplumsal bir keşke olarak yaşamak istemiyorum. Ben artık sessiz kalıp silinmelerine, kaybolmalarına farkında olmadan neden olmak istemiyorum! Bu olayda dokunuşumla fark yaratamasam da artık bir keşke daha dememek için yaratmak istiyorum! Ve benim gibi bu düşüncelere sahip olan herkesle yavaş yavaş görünmezleri görünür kılmak için çabalamak istiyorum. İnanıyorum bu yolda bir olursak karanlığı farkındalığımız ile aydınlatırız. Bir araya gelmekle toplantılar yapmakla değil yaşamda bir anda bir durakta bir sokakta bir yerlerde nerede olursak olalım karşılaştığımızda farkında olalım. Herkesin birey olarak saygınlığını yaşatarak birlik olalım. Başarabiliriz…

Psikiyatrik hastalıklar utanç konusu olmaktan çıkıp olağan bir hastalık olarak karşılandığı gün mutlu bireyler mutlu toplumun oluşmasına ön ayak olacak.  Bir analjezik gibi antidepresanı almaya utanmayınca insanlar. Utanılmayınca, yok sayılmayınca, alay edilmeyince… Ülkemiz daha da güzel bir yer olacak.  Bunun için öncelikle tüm toplum olarak bilinçlenmeliyiz. Psikiyatrik sorunları olan çevremizle, hastalarımızla hatta kendimizle iletişim kurmaya özen göstermeliyiz. Anlatmalıyız gerekirse herkese anlatmalıyız;  sapkın davranışları olan bireylerden kaçmak, sapkınlıkları baştan görmezden gelmek, sapkınlığı görünüşte estetik küçük bir kartopundan devasa bir kartopuna çevirir veçığ olan kar topu yığını hayatımızdan bir çok şeyi altına alıverir.

Farkında olalım, farkında kalalım!

Hemşire Burcu Sivri / Farkın Farkındalığına İthafen…

Yazar Hakkında

Burcu Sivri

Yazı ile ilgili düşünceni belirt